1. Ana Sayfa
  2. Öne Çıkanlar
  3. Beyninin Sesini Dinle: İtikaf

Beyninin Sesini Dinle: İtikaf

beyninin-sesini-dinle-itikaf

Geçici olan bu dünyayı ne kadar ‘yalan’ olarak nitelesek de çoğu kez dünyanın süsüne aldanıyoruz. Dünyanın zahiri yönünü Allah’ın esma tecellileri, gerçekliğini ise ahireti kazanma vesilesi olarak göremiyor, dünyaya ebedi kalınacak diyar muamelesi yapıyoruz.

Beyninin Sesini Dinle: İtikaf

Değerli Kardeşlerim,

Geçici olan bu dünyayı ne kadar ‘yalan’ olarak nitelesek de çoğu kez dünyanın süsüne aldanıyoruz. Dünyanın zahiri yönünü Allah’ın esma tecellileri, gerçekliğini ise ahireti kazanma vesilesi olarak göremiyor, dünyaya ebedi kalınacak diyar muamelesi yapıyoruz. İradesini terbiye edemeyen insan, hayatını rüzgarın önünde savrulan toz gibi yaşıyor. Malının kendini ebedi kılacağını sanıyor. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıyor, biriktiriyor. Tatma yeri olan dünyayı, doyma yeri zannediyor. Ömrünü bunca küçük amaçlar için geçiren insan, kefenin cebi olmadığını elinde sonunda anlamıyor ya da geç anlıyor. ‘Mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan’ diyen hakikatin sesini kendini çevreleyen gaflet duvarlarından ötürü duyamıyor. İkinci bir şansı olmayacağı hayatını yalan dünya için heder ediyor. Ve perde kapanıyor. Sonrası, pişmanlık.

Akil insan, hasbelkader gönderildiği bu dünyada kalıcı ve kazançlı olanın peşinde koşmalıdır. Kendini gaflet uykusundan uyandıracak çalar saatler kurmalı, fani amellerini baki kılacak çareler aramalıdır. Ömrünü ulvi gayeler için sarf etmelidir. Bu amacı unutmamak için açık bir bilince sahip olmak gerekiyor. Ruhi olgunluğu yakalamak için bazen maddi olandan uzak durmak, sürüden uzaklaşmak gerekiyor. İyi kulluk performansı göstermek için yıllık bakım yapmak, körelen yönlerini bilemek icap ediyor. İşte İtikaf ibadeti kulluğumuzu ikmal etmemizi sağlayan bir ibadettir. Efendimiz, itikaf ibadetini diğer din ve geleneklerin aksine aşırılıklardan uzak bir şekilde her yıl hiç aksatmadan yapmış, müekked bir sünnet olarak bizlere emretmiştir. Geri çekilmek, uzak durmak, hapsetmek anlamına gelen itikaf, cami ya da namazgah olarak tahsis edilen bir yerde belirli bir süre kalmaya niyet edip bu süreyi dini hayatı inşa edici amellerle geçirerek yapılır. Ölmeden önce ölmenin provası olarak görülebilir. Hayatın hengamesi içinde özellikle modern insanın buna çok fazla ihtiyacı olduğu kuşkusuzdur. Efendimiz, cahiliyenin temiz fıtratının kabul etmeyeceği uygulamalarından kendini sakındırmak ve toplumun içine düştüğü bu girdaba karşı çıkış yolu aramak için özellikle 35 yaşından sonra Mekke’ye 5 km mesafedeki 800m.yüksekliğindeki Hira mağarasında inzivaya geçilmişti. Kendisine yalnızlığın sevdirildiğini söyleyen Efendimiz, acaba o 5 yıllık süresi içinde Hira’da ne yapıyordu? Diri diri toprağa gömülen kız çocuklarını, elleriyle yaptıkları taşlara tapan insanları, hayvanlar kadar değeri olmayan köleleri, mal gibi alınıp satılan kadınları, bir avuç azgın azınlığın lüksü için sömürülen kitleleri gören Efendimiz, muhtemeldir ki varoluşsal sorular üzerine tefekkürde bulunuyordu. Kendi varlığını,insanı, dünya hayatını, ölümü, hayatın anlamını, ölümden sonrasını düşünüyordu. Bataklıkta büyüyen o gül, bataklığın kötü olduğunu biliyor ama nasıl kurutup orayı gül bahçesine çevireceğini bilmiyordu. ‘Yaratılanı yaratan adıyla oku’ diye başlayan ilk ayetlerle birlikte her şeyin yerli yerine oturduğu bir çıkış yolu bulabildi. Hakka ulaşmak için halktan uzaklaşan Efendimiz, bu ilahi iksiri ulaştırmak için tekrar halkın arasına girdi.

Hira’yı hayatımıza, çağımıza taşıma ihtiyacımız var. İnsan, kainattaki cürmüne şöyle bir bakmalı, padişah-ı alem olmanın kuru bir sevda olduğunu bilmelidir. Kul, sayısız insanın gelip geçtiği bu dünyanın kendisinden 1,3 milyon kat büyük Güneşin etrafındaki dokuz gezegenden sadece biri olduğunu, güneş sisteminin ise çapı 120.000 ışık yılı olan Samanyolu galaksisinin içindeki 400 milyar yıldız kümesinden sadece birisi olduğunu, Samanyolu galaksisinin ise şu anki teknolojiyle tespit edilen 10.000 galaksiden sadece biri olduğunu bildiğinde acizliğini anlayacaktır.’Ben olmasam işler yürümez, sevdiklerim yaşayamaz, bensiz dünya durur’ gibi kuruntusundan kurtulacaktır. Kendisini tanıyan en son kişi öldüğünde hiç yaşamamış gibi olan insanı ancak yaşama kaydımızı tutan meleklerin varlığı teselli edebilir. ‘Yerde ve gökte nice işaretler vardır ki yüzlerini çevirerek yanlarından geçerler’ ayeti bize ne ifade ediyor dersiniz? Gökdelenin çatısında kendiliğinden biten ağaç, sıvının insan, otun süt olması bir mucize değil mi? Vücudumuzdaki en hızlı kasıyla çalışan, bildiklerimizin %85’ini oluşturan, 2 cm. çap ve 7 gram ağırlığındaki gözlerimizin saatte 36.000 görüntüyü izleyebilmesi ve 10 milyon farklı renk tonunu seçebilmesi mucize değim mi?

İşte itikaf ibadetiyle insan, kendi küçük alemine dönüyor. Tarumar olmuş duygu ve düşüncelerini, Kur’an, zikir, tesbih ve ibadetle ıslah etme fırsatı buluyor. Zihnini boşaltarak kendini yenileme, resetleme imkanını yakalıyor. İtikaf, kişinin hayata karşı donukluğunu gideren aç-kapa düğmesi gibidir. Yaşama yeniden sarılma gücü elde ediyor. Peygamberimizin, keçi gibi inatçı ve koyun gibi itaatkar insanları nasıl eğittiğini tefekkür ettiğinde çok gülen az ağlayan modern insana nasıl yaklaşması gerektiğini belirliyor. Rabıta-i mevt yaparak Allah katında geçer akçensin iman ve salih amel olduğunu anlıyor. Dünyayı, yalancı emziğe benzeten Erenler gibi ‘Ne varlığa sevinirim, Ne yokluğa yerinirim, Aşkın ile avunurum, Bana seni gerek seni’ demeye başlıyor. İnsanlarla fazla meşguliyetin kişide hırs, kıskançlık, rekabet, bağlılık gibi duyguları tahrik ettiği bir gerçektir. İnsan itikafla haddinden fazla meşguliyetlerin kendisini darmadağın ettiğini daha iyi fark edecektir. Çok tanıdığından ziyade az arkadaşı olmasının, çok resim geçtirmektense az ve doya doya yaşamanın, bilinçsiz koşmaktansa bilinçli yürümenin ne kadar zevk verdiğini anlayacaktır. Efendimiz yüksek binaların, parıltılı gece lambalarının, çirkin gürültülerin olmadığı Medine’de her gece yatmadan evvel uçsuz bucaksız gökyüzüne bakıp şu ayeti okurmuş. ‘Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün farklı oluşunda aklıselim sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru!’derler.

Hasan EFİLOĞLU / Sakarya İl Vaizi

Yorum Yap

Yorum Yap