1. Ana Sayfa
  2. Diğer
  3. Kadr’in götürdüğü yer ‘Vefa’
Trendlerdeki Yazı

Kadr’in götürdüğü yer ‘Vefa’

KADR’İN-GÖTÜRDÜĞÜ-YER-_-VEFA

KADR’İN GÖTÜRDÜĞÜ YER : VEFA

 

Bir müslüman beldesinde, müslüman bir ana-babanın evladı olarak dünyaya gelmemiz, minarelerin gölgesinde ezan seslerinin altında yaşamamız çok büyük bir bahtiyarlıktır, imkandır. Bu, yabancı memleketlerinde yaşayan insanlara nazaran bir avantaj olarak görülebilse de esasında sorumluluktur. Her şeyi hazır bulmanın rahatlığı, kişiyi takdir etmemeye ve kıymet bilmemeye sürükleyebilir. Alın teri dökmeyen evlat, baba mirasını hoyratça harcayabilir. Mirası bırakanı unutabilir, vefasızlık gösterebilir. Bu nedenle bir müslüman daima şuurunu açık tutmalı, kadirşinas olmalıdır. Vefa, yapılan iyiliğe karşı iyilikle mukabele etmek, onu hatırlamak ve anmak demektir. İyilik sahibine teşekkür etmek ve minnet duymaktır. En büyük vefa elbette, hiç emeğimiz ve hakkımız olmadığı halde sonsuz nimet hazinesinden bizlere lütufta bulunan Allah’a karşı gösterilir. Allah’a vefa, onu takdis edip ona şükrederek, nimeti israf ve zai etmeyerek olur. Vefa, ilahi mevhibeleri, tüccar mantığıyla bir hak olarak değil Allah’ın bir lütfü olarak görmektir. Nimete karşı, arttığında azan azaldığında kızan bir tavırda olmak en büyük vefasızlıktır. Kula yakışan ‘ Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim, aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni’ demektir.

Allah’a şükrün iyiliğe teşekkürden geçtiğini ifade eden Efendimiz, kula vefanın en güzel örneklerini göstermiştir. Bir sefer dönüşü validesinin mezarını ziyaret ederken annesinin şefkat ve merhametini hatırlamış, gözyaşları dökmüştür. Davetin cefa yıllarında kendisine en büyük teselliyi ve desteği veren, bütün malını İslam için tüketen eşi Hz. Hatice’ye Efendimizin minneti tarifsizdir. Öldüğünde bir müddet evinden çıkmayarak yasını tutmuş, İslam’a yaptığı hizmet ve desteği her zaman ifade etmiştir. Kendisine gelen hediye ve hibeleri vefa göstergesi olarak Hz. Hatice’nin yakınlarına ve dostlarına vermiştir. Efendimizin Mekke’nin fetih günü ilk yaptığı iş fedakar eş Hz. Hatice’nin mezarını ziyaret olmuştur.

Peygamberimiz Taif ziyaretini en zor günü olarak anar. Kıymet bilmezler Efendimizin tebliğini reddetmekle kalmadılar onu şehrin çocuk ve kölelerine taşlattılar. Dönüşte, doğduğu şehre -Mekke’ye- giremedi. Ebu Talibin ölümünden sonra kendi kabilesi onu himaye etmedi. Kabile kanunlarının geçerli olduğu cahiliyede, kabilenin dışına atılmak ya da kabilesiz kalmak, himayesiz kalmaktı. Köleleştirilmeye veya öldürülmeye sebepti. 3 gün Mekke civarındaki tepelerde konaklamak zorunda kaldı. Böyle zor bir durumda müşrik bir kabille reisi olan Mut’im bin Ady, Efendimizi himayesine aldı. Peygamberimiz ancak böyle Mekke’ye girebildi. Efendimiz bu iyiliği hiç unutmadı. Yıllar sonra Bedir esrilerinin durumunu görüşmek için gelen Cübeyr’e ‘Eğer baban sağ olsaydı ve benden bütün esirleri bırakmam konusunda ricacı olsaydı. Ona minnetimi gösterir, hepsini bağışlardım’ diyecektir. Efendimizin, ülkesine hicret eden müminleri koruyan Habeş kıralı Necaşi’ye vefası bir başkadır. Rasul’u Ekrem, Habeşistan’dan gelen heyete kendi elleriyle hizmet etmiş, ikramda bulunmuştur. Zahmet ettiğini söyleyenlere onlar benim arkadaşlarıma iyilik yaptılar. Ben de onlara iyilik yapmak istiyorum demiştir. Peygamberimiz, fetihten sonra Mekke’de yaşayacağını düşünen Ensar’a vefası şöyle dile getirmiştir. ‘Ey Ensar topluluğu, size vefasızlık etmekten Allah’a sığınırım. Ben sizin memleketinize hicret ettim. Hayatınız hayatım oldu. Ölümüm de sizin aranızda olacaktır.’

Tarihimiz Peygamberimizin ilham ettiği böyle vefa örnekleriyle doludur. Başta anne-baba olmak üzere bizlere ilim, ahlak, eser ve vatan bırakan nice alim, lider, şehit ve gazilere vefayı bir borç bildik. Emeğe saygı, mirasa sadakat gösterdik. Gel gör ki ahlaki değerlerin kıymet bulmadığı Modern dünyada bazen, irfan ehli ceddin isyankar torunlarına şahit oluyoruz. Anne-babaya saygıda kusur etmek bir yana onları sokağa atan, huzur(!) evine yollayan, şiddet uygulayan kadir bilmezlere görüyoruz. 7 evladını tek gözlü odada büyüten ama 7 evladın bir gözlü oda vermediği ebeveynlere rastlıyoruz. Dışı süs içi pis olan, geçmişimizle bağlarımızı koparıp bizi maddeci moda seline yönelten batı telakkisi menfi etkilerini gösteriyor. Daha yüz yıl evvel küffarın ruh ve davasını vatandan atan ecdadın torunlarına selameti batıyı taklitte aramak yaraşmaz. Mazideki ihtişamından habersiz olmak yada utanç duymak, imanda fire zillette zamdır. Aslan fareyle iş tutmaz. Kendi tarihine küfreden evlat, ekmeğini yediği bu topraklara sahip çıkamaz. Bizi, modern sloganlara teslim ederek geçmişimizle bağımızı koparmak istiyorlar. Köklerimizi unutturmak, bizi alzheimer yapmak istiyorlar. Hükümdarlarının, önderlerinin, fikir ve ilim adamlarının ve sanatkarlarının adını çocuklarına, okullara, caddelere, eserlere veren bu medeniyetin mensuplarına, evlatlarına ucube isimler vermesi, meydanlarına hayvan heykelleri dikmeleri yakışmaz. Vefayı sadece anlamadan yoksun anma gecelerine indirmek de bir vefasızlıktır. Batılı gibi giyinen, konuşan, düşünen, yaşayan birinin Fatih’in kabrini ziyaret etmesi trajiktir. Takip ettiği futbolcunun soy ağacını bilen neslin, soyunu ispat edeceği tarihini bilmemesi hazindir. Hayatı sadece mide davası olarak gören mirasyediler, bir karış toprak için kanını bedel veren 15’lilere nasıl vefa gösterir? Bir akıllı telefon için izzetiyle oynanmasına müsaade eden, GB’ı bitti diye hayata küsen bir beynin sizce insanlık için ne hedefi olabilir?

Bizler geçmişine hürmetkar vefalı nesiller olmalıyız. Kendini mikrofon menzilinin dışında tutup konuşmayanlardan, tarihin ibret sahifelerini görmezden gelenlerden olmamalıyız. Basiretimizle, evlatlarımızı ateşe atmaya, gündüzümüzü geceye çevirmeye çalışanlara fırsat vermemeliyiz. Donmamış beton mesabesindeki körpe dimağlara, hocasını göründe ayağa kalkan Fatih’i, hocasının atından sıçrayan çamuru şeref diye ifşa eden Yavuz’u anlatmalıyız. Gök kubbede hoş bir sada bırakmak için attığımız her adım karşılıksız kalsa bile durmamalı, teselliyi Allah’ta aramalıyız. ‘Onların sözleri seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliriz.’

Yorum Yap

Yorum Yap